| Diziler: | Şiir |
| Yayınevi: | İnsancıl Yayınları |
| Yazarlar: | Aylin Yıldız |
| Sayfalar: | 80 sayfalar |
| Ciltleme: | Karton kapak |
| ISBN13: | 9786055958251 |
| Edition: | 1.Baskı |
| SIRA NO: | 117 |
Aylin Yıldız'ın şiir dosyası elimde. Çoğunu daha önce okumuştum. Topluca
değerlendirirken şairin dünyasında yolculuğa çıktım. Şunu apaçık
söylemeliyim. Bu dünyayı sevdim. Bu dünyada neler var. Şimdi ona
bakalım.
Küskün Mızıka'da insan doğayla içiçe deviniyor. Bir çocukla
yaprağın
kımıldanaşı yanyana geliyor sözgelimi. Yaşlıca bir kadının bembeyaz
saçlarında bahar güneşinin ışıkları parıldıyor. Pembe çiçeklerin sarmaş
dolaş dalları sevgililerin tutkuyla sarılışıyla benzeştiriliyor.
Apaçık söyler Aylin Yıldız. "Küçük, yalın, mutlu yaprakların / Sıcaklıkları yayılıyor odamın her yanına / Herkes değil / Yaşamı
anlamak isteyenler / Duyumsayabilir onların sıcaklıklarını.
Güneş'le
konuşuyor şair. Öğlene doğru ilerlerken zaman / Göremiyorum gökyüzünde
seni / Belli ki yağmurla yüklü kara bulutlar kıskanmış olmalı/
Sıcaklığını paylaşmanı benimle." derken güneş anlam değiştiriyor. Güneş
kavuşulmak istenen aydınlığa dönüşüyor.
"Üzerine düşünerek / şiirler yazarak / Sıcaklığının değdiği / Do-
ğadaki
her türle / Her nesne üzerine / Koşmaktayım sana / Zihnimde en güzel
duygular / İçimde soluya soluya büyüyen / Rodrigo'nun Concierto de
Aranjuez'i" coşkuyla ulaşılması düşlenen bir yaşam yolculuğudur. Güneş
geleceğin çağrılmasıdır. Güneşle koşma isteği yaşam yolunu belirleme
tutkusunu anlatır. Doğa, şairin nesnesidir.
İşçi Hatice'nin şiirini yazarken de onun yaşamını canlandırarak
söyler sözünü. Güneş, ay ve karanlık buluşurlar şiirde. "Karanlığı
sever
Hatice / Güneşin battığı / Ayın yavaş yavaş kendini / Gösterdiği
saatleri / Karanlığı bekler Hatice/ Elinin altındaki / Gürültülü
makineden kurtulmayı / Kendini eve atıp / O gıcırdayan somyanın üstüne
uzanıp / Ağrısını dindirmeyi boynunun, belinin / Karanlığı sever Hatice /
Karanlıkta kurar düşlerini / Sonra uykuya dalar / Yarım kalır düşleri
de yaşamı gibi". Hatice, düşlerini ancak karanlıkta kurabilir. Sabahtan
akşama dek çalışan Hatice ancak dinlenirken kendine dönebilir. Zamanı
kendinin değildir.
Küskün Mızıka'da beton, kum, fındığın içindeki kurtçuk, sanat
taşlayıcılarınca
yıkılan heykel, betona kuma bulanmış işçi giysileri, Pozantı'daki insan
yiyicilerin ellerindeki çocuk dile gelir. Filozoflar da şiirlerinde
soluk alır. Hapishanedeki yangında ölenler için 'Comayagua'dan seslenen
Gitar'ı yazmıştır Aylin Yıldız. İlle de yakınında olan bitenlerle
ilgilenmesi gerekmez. Aylin Yıldız'ın dünyasına giren her konu şiirinde
yerini alıyor. Aylin Yıldız'ın coşkun seslenişi lirik bir şiirin ardına
düşeceğini gösteriyor.
Küskün Mızıka'da lirik anlatım ben diliyle dışlaşıyor. Sözgelimi
"Kendimin kılmak istiyorum bahar seni" diyor. "Hiç doymamış bir
çocuğum
güneyin kuru topraklarında" ya da "İsyanını hüznüne gizlemiş bir
mızıkanın ezgisini duyuyordum" diyor. Şiirlerini okurken Türkiye'de
olagelenler gözünüzün önünden geçiyor. Şairin etkilendiklerini somut
olarak görebiliyorsunuz. "Sınır boylarında bombalanan kaçakçıların kanı
damlıyor / Dizelerime mazot kokusu, tütün kokusu / Yanık et kokusu
siniyor" derken de lirik anlatımın sürdüğü görülür.
Mardin
ezgisinden Gana'lı Salomon'a, Comayagua'da Seslenen Gitar'dan,
Pozantı'daki çocuğa, Pozantı'daki çocuktan Güney Afrika'da Toyi Toyi
dansına insan konuşur şiirlerinde.
Aylin Yıldız şiir yolculuğunun ilk
durağında geniş bir anlam bütünlüğünden sesleniyor. Bu sesleniş, insanı
yaşamıyla birlikte kavrayan gerçekçi bir gözlem gücünü gösterir bize.
Aylin Yıldız'ın gözlem gücü insan adına konuşmayı sürdürmelidir. Şiir
okurunun şairden beklentisi de budur. Konuşan sözcükler...
-Berrin Taş-, Kasım 2012, Taksim
(Tanıtım Bülteninden)